"Derin Denizde yüzmekten, uçağa binmekten korkuyorsa insan, denizin
kaldırma gücünü, uçağı uçuran mucizeyi de kendi yaratım gücünü kabul
etmediği gibi kabul etmiyor demektir. Denizin kaldırma gücü gibi, uçağın
gökyüzünde uçabilmesi gibidir bizim dileğimize ulaşabilmemiz. O kadar
kolay, o kadar bilinmez ama o kadar bize ait. Bilinçaltına kayıtlı
korkuların, senin olmak istediğin duruma varmanı engelleyecektir.
Korktuğun sürece kısıtlanır, kısıtlandığın sürece daha çok korkar,
yapmak ve olmak istediklerinden vazgeçersin. Bunu başaramadıkça
bahaneler bulur, kendini ve herkesi suçlamaya, sorumluluğu diğerlerinin
üzerine atmaya başlarsın. Suçlar vaziyette dolaşmayı öğrendiğinde ise
öfke ve hırsla tanışırsın. Çünkü Senin için Onlar ve diğerleri, iyiler
ve kötüler vardır artık. Gitgide kendinden bile korkar olursun. Kendinle
tanıştığında sevilmeyen, istenmeyen ben e ulaşacağına inanmışsındır.
Oysa gerçek Ben sadece sevmeyi ve olanı biteni olduğu gibi kabul etmeyi
öngörür.
Sevmek zor gelir. Çünkü sevginin karşılıklı olduğu
öğretilmiştir. Anne baba uslu, söz dinleyen, yemeğini yiyen çocuk
olursa daha çok sevileceği mesajını vermiştir. Karnesi pekiyi gelirse
hediye alacağını öğrenir. Hatta bazen, ispiyoncu ve dedikoducu
olduğunda daha çok sevileceği iletisini alır bilmeden, fark etmeden.
Sonuçta dedikoducu, çıkarcı, kinci, kavgacı, rekabete doymayan ve
kendinden uzaklaşmış bireyler yaratılır. Bu durum rahatsız edicidir.
Çocukta ebeveynde nerede yanlış yaptığını sormayı bile aklına getirmez.
Tek yanlışı çocuğun kendisini sevmesini öğrenmemesidir. Sevgi korkulan
bir duygu olarak yansıtılır hatta. Ülkemizde buluğ çağındaki kızların ve
erkeklerin birbirleri ile yan yana yürümeleri bile yanlış anlaşılır.
Yasaktır tehlikelidir. Ateş ve barutun yan yana gelmesi ne kadar riskli
ise, bir kız ve erkeğin yan yana olması o kadar riskli ve
yasaktır. "
F. HANDAN SENAN