5 Temmuz 2013 Cuma

Sevgi Ne Değildir?

  Sevginin Bedeli Var mıdır?






"Seni Ben kendimden çok sevdim Seni Ben. 
Herkesten önce sevdim seni Ben!"
Bir sevgiliye söylenmiş tüm bu cümleler. Bir şarkı sözü sanıyorum. Dilime dolandı bu gün. Okunduğunda Sevgilinin kendisini iyi hişssetmesi gereken cümleler. Aslı öylemi bilemedim. Neden derseniz bana göre içinde bir tehdit barındırıyor. Ben kendimi bu kadar çok sevmezken seni çok sevdim bak ona göre. Ben kendimi sevmezken seni seviyorum ona göre ha!
Böyle değil midir Türk erkeklerinin sevgisi. Sevdim mi Tam severim der!
Oysa tüm bu sevgi yüklü gözüken cümlelerin içinde sahiplenme ve sevgiliye zarar verme duygusu yatar. Sevgi bir çok erkeğe hatta kadına göre sahiplenme ve satın alma durumu haline gelmiştir. tıpkı para verdim istediğim gibi kullanırım diyerek hor kullandığı ev eşyası gibidir parayla satın alınan eş, sevgili.

Kadın kendisini en lüks lokantaya götüren, kendisine en pahalı hediyeler alan, düğününü saraylarda yapan,en iyi modacıların diktiği gelinlikler hediye eden, en geniş dairelerde yaşam sürdürecek varlığa ve servete sahip olan erkekleri sevmelidir. Tüm bunları ve daha fazlasını yapıyorsa o kişi kendisini seviyor demektir. Eğer yapmıyor, yapamıyorsa eyvah yandı. O halde Genç kadın sevilmiyor, istenmiyor, değer görülmüyor demektir. Sırf bu nedenle evliliğe karar vermiş gençler evlenmekten vazgeçer, arkadaşlıklar sona erer. Evliliğe adım atılacakken eşyanın, evin en iyisi alınmadı yapılmadı diye vazgeçilir. Vazgeçilmese bile eski ağız tadı kalmaz olur.
Sevgi bu mudur? Bu anlatılanların içinde sevgi nerede? diye bir soran çıkmaz. Böyle sürüp gider bu çekişmeler.

Kimse bilmez,düşünmez; kişi kendi değerini bilemezken, başkalarından kolay kolay değer göremez. Kişinin değeri, para, altın, değerli taşlar, evler ocaklar değildir. Sevgi SATILIK Değildir.
Sevgi KARŞILIKLI Değildir.  Eşinin, sevgilisinin sevgisini aldığı pahalı hediyelerle anlamaktan öyle zannetmekten vazgeçmelidir. O üzüldüğünde üzülüyorsa, yanında olmadığında merak ediyorsa, herkesin eşit olduğuna inanıyorsa, sahiplenmek yerine yanında olmayı seçiyorsa, Önünde yürümek yerine yanyana yürümeyi seçiyorsa gerçekten sevdiğine inanabilir. 
Sevgi karşılıklıdır ama karşılığı maddiyat değildir. İnsan kendisini sevdiği kadar sevilir. İnsan sevdiği kadar sevilir.

Kendini sevmek mi? O ne demek ben egoist miyim? Narsit miyim?
Ben benim!
Ben Sevgiyim
Ben Özüm.
Ben Herkesle Eşitim
Ben Kendimi Çok Seviyorum.
Ben Herkesi Çok Seviyorum
Ben Herkes Tarafından Çok Seviliyorum.
Beni Herkes Çok Seviyor.
Ben Değerliyim.
Ben herkes kadar değerliyim.
Ben kendi değerimi kabul ediyorum.
Ben herkesin değerli olduğunu kabul ediyorum.
Ben kendi değerimi onaylıyorum.
Ben herkesin değerli olduğuna olan inancımı onaylıyorum.

Bu cümleler ve daha fazlasına ilk karşılaştığım zamanlarda inanmakta zorlandım. Benim eski inançlarımda herkes eşit olamazdı. Herkes aynı olamazdı. Herkes BİR değildi.
Herkes aynı değil. Herkes aynı olmamalı zaten. Eğer herkes aynı özelliklere sahip olursa Dünya Ya Siyah, Ya Beyaz veya Gri olurdu.
Renkler, kültürler, diller, güzellik çirkinlik gibi farklı olmalıydıki değerleri anlaşılabilmeli, farktaki güzellikler bulunabilmeliydi. 
Kişilerin BİR den geldiği ve BİR i oluşturan değerler olduğuna inanmaya başladığında ve kendi değerinin farkına vardığında yukarıda şiir gibi dizilen o cümlelere inanmak daha kolaylaşır. 
Bu sözlere inanmak için iyi, değerli, güzel olanı hakettiğimizi bunu ve daha fazlasını hakedecek değerde olduğumuzu, bizleri yaratan Allahın birimizi diğerinden asla ayırmadığını bilmemiz ve inanmamız gerekir. 
Tüm dünyevi ihtiyaçlardan arınmak ve özümüzdeki sevgi olmayı başarmakla ve yüreğimizde konaklayan, sakince kendisini farketmemizi bekleyen Ruhumuzdaki sevgiyle tanıştıktan ve o sevgiyle önce yüreğimizi tamamen, ardından kendimizi, çevremizi doldurmak donatmakla mümkün bunların hepsi.
Sevginin maddi karşılığı olmadığını bilmek, bizi beklentide olmaktan kurtarır. Çocuklukta, seni severim ama dersini çok çalışırsan, hediye alırım ama karnende hepsi pekiyi olursa... vb bir dolu vaatle büyüyen çocuklar birey olduklarında sevgiyi satın alınan bir obje gibi algılamaya devam ederler ve satın almak ve satın alınmak için çabalardururlar.
Bu tarz çabaların  hepsi boşa kürek çekmekten başka bir şey değildir.  Çünkü ne kadar alırsan karşındaki daha çoğunu bekler. Çünkü bu dünyada herkes maddi karşılık olmayan sevgiyle tanışmamışlar veya tanışsalarda işlerine gelmemiştir. 
Her şeyin bir bedeli vardır evet ama yapılan her hareket ve her düşünce karşılıksız kalmaz. Ama tüm bu karşılıklar benzeri hareket ve sözlerle karşılık bulur.
 Tüm dünyanızın SEVGİyle dolu olması ve KARŞILIKSIZ SEVGİYLE Tanışabilmeyi amaç edinmek ve bundan korkmamak gerekir. Çünkü Sevginin bedeli yoktur. Sevginin bedeli severek ödenir. 
Seven İnsan sevilir. Karşılıksız Sevgiyi öğrenmenin yolu kendini tanımaktan geçer.
kendinle Tanışmaktan korkma. Kendisiyle tanışan, kendişiyle barışır. Kendisiyle Barışan Dünyayla Barışır.
Barış ve Sevgi Dolu bir Dünya da Yaşamak hepimizin Hakkıdır.
Dünyaya Barış Getirmek Bizim Elimizde ve Hatta yüreğimize ektiğimiz Sevgide..
Sevgi Hepimizin yanında olsun.. 

F. HANDAN SENAN
 


13 Haziran 2013 Perşembe

ZALİMİN ZULMÜ VARSA, SEVENİN ALLAHI VAR!


Kuluna zulmedenin Allah katında yeri olmaz



Allah, sevenden yanadır. Ağacı, kuşu, böceği, insanı seveni sever Allah! Kuluna zulmedenin Allah katında yeri olmaz.
Tarihten bu güne, kendinden, kendi çıkarından başka kimseyi düşünmeyen Liderlerin durumu malumunuz. O liderlerin hemen hepsi, halkı sindirmek, kendilerini sevdirmek için Dini kullandılar. Din Allah, Tanrı diyenler halkı sindirmek adına zulme uğrattılar. Kimsenin yaptığı yanına kar kalmıyor. Dünyadan göçene dek tüm yapılanların bedeli ödenir. Zalim Liderler, Diktatörler, faşistler, halka yaptıkları zulmü fazlasıyla çekerek dünyadan göç ettiler.
Bu dünya yalan dünya! onlar yalan olduğunu biliyorlardı ama inanmak istemediler. Zulümle kazandıkları, halkın sırtından edindikleri mal mülk ve serveti yanlarında götüremediler. Gelmiş geçmiş tüm liderlerin, Saddam' ın, Kaddafi' nin çocuklarına kalmadı o servetler. Hatta Saddam la Kaddafi nin çocukları babalarından bir gün fazla harcayamadılar.
Bu dünya oyun sahnesi, aynı zamanda sınav yeridir. Her günümüz ve her anımızda kendimizi tanımak ve kanıtlamak için sınavlar yaşarız. Bu sınav İnsanlık ve Sevgi Sınavıdır.
Sınavın geçer notu, yaşadığın anlara kattığın sevgi/ sevgisizlikle eş değerdir. Yüreğinde insanlara, hayata ve yaratılana olan sevgin ne kadarsa aldığın bedel o kadardır.
Sevgiyle yaşıyorsa allah' ın sevgisine yakın olur insan. Dünya denen oyun sahnesinde oynadığımız oyunun adı Sevgiyi Bulma ve Sevgiyle Tanışma oyunudur. Bu oyunun oyuncuları bizleriz.

Yüreğini, herkes ve her şey için sevgiyle doldurmayan kişiler Sevgiden nasibini alamayacaktır. Kendini Sevmeyen Kimseyi Sevemez. Kimseyi sevmeyeni allah sever mi? Allah sevgiden yanadır. allah sevenden yanadır. Her yaptığını sevgiyle yaptığına inanır Allah. İnsanın yaptığı, düşündüğü ne ise onu gönderir.
Zulmü seven zulüm görecektir. Parayı seven paralı, sevmeyi ilke edinen sevgi dolu bir dünyayı hakeder.
Yüreğini, herkes ve her şey için sevgiyle doldurmayan kişiler Sevgiden nasibini alamayacaktır.
Halkı sevmeyen liderlerin sevgiyle ilgisi yoktur zaten. Onlar para, mal mülke taparlar. Polisine halkı kırdıran liderin gönlünde sevgiyi aramak nafiledir. İnsan sevgiyi verdiği kadar ve hakettiğince alır.
Dünyayı iyileştirecek ve barışı getirecek sevgi dolu liderlere ihtiyaç vardır. Çünkü Sevgi Lütuftur. Sevgi İkramdır.
Yüreğinden sevgiyi yoksun etmeyenlerle karşılaşabilmek ve sevgiyi gönüllerde daha çok taşımak ve koşulsuz sevgiyle tanışmak gerekir.
Sınırsız ve koşulsuz sevgi İnsanlığı, güzelliklere ve iyiliklere taşır. Güzel günler İnsanlığı ve Doğayı sevenler için Belki Yarın Belki Yarından da Yakın.
F. Handan Senan

 

8 Haziran 2013 Cumartesi

DİRENİŞ Mİ? DİRİLİŞMİ?


"Bir mum diğer mumları yakar "
  Mevlana.

Direniş;
Kişilerin haklı olduğuna inandığı konularda  büyük çoğunluğun, bunu isteyip istememesini sorgulamadan,onların ne dediğine değil, kendi bilgisine ve iç sesine güvenerek sonuna kadar o konunun doğruluğunu iddia edebilmek, savunmak ve hiç bir surette o konudaki ısrardan ve o konuyu gerçekleştirmekten vaz geçmemektir. Kişi haklı olduğunu bildiği için, diğer kişilerin kendisini yolundan almasını, adım atmasını engellemesine izin vermezse bu direniş olur. Aile baskısı, öğretmen,  şef, patron, iş arkadaşı, İktidar, yönetim, polis baskısı ile Yaşamın bir çok anında anında karşı karşıya kalınmıştır. Kendisine itaat etmesi, sözlerine itiraz etmesi istenmeyen çocuğu ailesi, öğrenciyi öğretmenleri, memuru şefi, işçiyi patronu, Vatandaşı yöneticileri tarafından sürekli durdurmaya, asimile etmeye çalışır. Kişi çocukluğunda rol model gördüğü ebeveynleri, büyükleri ve karşılaştığı kendisinden büyük ve güçlü gördüğü kişiler ve kurumlar tarafından bir süre sonra hayır diyememeye başlar. Farkında olmadan sindirilme süreci başlar. Sindirilme sürecinin sonunda çaresizliği öğrenir. Çaresizlik ne yazıkki öğrenilir ve öğretilir.
Öğrenilmiş çaresizlik hakkında bilinen iki ayrı öykü  ekliyorum. Birincisi gerçektir.
 

Filleri kullanmak, onların gücünden yararlanmak isteyen kişiler tarafından "Filler daha yavruyken, kalın bir zincirle bacağından bir direğe bağlanır. Önceleri hayvan kaçmaya çalışır ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne zinciri koparabilir ne de direği yerinden oynatabilir. Fil yavrusu ayağında zincirle büyür ve kaçamayacağını kabullenir. Özgürlük kavramını yitirir. İşte bu noktada ayağındaki zincir çözülür ve yerine konulan ince bir halatla birkaç santimetre boyunda tahtadan bir çubuğa bağlanır. Fil, bu koşullarda kolaylıkla kaçabilecek olmasına rağmen olduğu yerde kalır. Çünkü hâlâ var olduğunu sandığı zincirini asla kıramayacağına inanır. Fil büyüyünce ipten kurtarılır. Ama artık o alanın dışına çıkamayacağını öğrenmiştir. "
Bir diğeri ise kurbağa yarışı öyküsüdür. Bu öyküde ise hayatını başkalarının kontrolüne bırakmamak gerektiğini, yapmak ve başarmak istedikleri için kişinin kendi iç sesine ve sadece kendisine inanması gerektiğini anlatır. dışarıdan alınan her akıl,İnsanın gelir ayağına takılır. Çevresindeki insanların fikirlerini ve sözlerini elbette önemsemeliyiz. Körükörüne inanmadan, boyun eğmeden önce ne dediğine neden bahsettiğine dikkat etmeli insan. "Meyveli ağaç taşlanır" diye bir cümle vardır. Hayata geçirmek istediği işler hakkında herkes olumlu olumsuz bir dolu şey söyler. Bazıları kıskanarak, kimileri de yaptığı takdirde yapan ve kendisi için tehlike yaratabileceğine inanarak durmadan engellemeye çalışırlar. İnsan kendi gücünün farkında değilse, buna inanmamışsa başkalarının söylediklerine inanır ve daha başlamadan, adımını atmadan vazgeçer. 

Aşağıdaki öyküde ise kurbağa durumun avantajını diğer kurbağaların olumlu/ olumsuz sözlerini duymaması için kullanır. Bazen hatta her zaman söylenenlere kulaklarımızı tıkamakta fayda vardır. Ancak inandığı sözlerin doğru olduğunu kabul eder İnsan. o nedenle İnançlarımızı sorgulamalı ve neye inandığımızn bilincine varmalıyız. yaşamı boyunca çünkü insan başkalaının doğru bildiğineinanmak zorunda bırakılır. sorgulaması, karşı çıkması suç kabul edilir.
İşte arkadaşlarının sözüne değil kendi iç sesine inana kurbağanın başarı ve azminin öyküsü.
 

 "Bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece su sesler duyulabiliyormuş:

"Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!" Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.

Seyirciler bağırıyorlarmış: "...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.." Sonunda, kurbağaların bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki kuleye çıkan kurbağa sağırmış! "
 

İlk öyküde bebekliğinden itibaren ağaca bağlı yaşayan fil büyüdüğünde kendi gücünün farkına varamadan, o ağaca bağlı yaşaması gerektiğine ve ağaçtan ne yaparsa yapsın kurtulamayacağına inanarak yaşar. Özgür olmasının kendi gücünde olduğunun farkında değildir. ayağını kaldırdığı anda ağaçla birlikte yola koyulabileceğinin farkında bile değildir. Çocuklarımızı yetiştirirken onları din, devlet, öğretmen, anne baba ile korkutarak yetiştirmemeyi öğrenmeli ebeveynler. Korkular insanları sınırlar. Kişiler doğumdan sonra hayatlarının bir çok anında bir çok kişi tarafından uğradıkları bu korkutma ve dayatmalar yüzünden filler gibi ayaklarından  bağlı olduklarını düşünüp, kıyıdan ayrılmayan martılar gibi, hayallerine ulaşamazlar. Gerçekleştirmek istedikleri bir çok düşleri olsa da bunlar çoğu zaman birer hayal olmaktan öteye gidemez.
Bir gün gelir birileri belki bir yazı, belki bir şiir kişiye kendi gücünü hatırlatır. onun kendisi için neler yapabileceğini anlatır. Kişi okuduğunu anlayabildiği ve söyleneni dikkate alabildiği takdirde uyanışı başlıyor demektir.

Diriliş;  Uyanış devam ettiğinde DİRİLİŞ  ve devamında DİRENİŞ başlar. Diriliş başlangıç, Direniş başlattığını devam ettirmek için inat etmektir. Bildiği yoldan diğerlerinin uzaklaştırmak istemesine aldırmadan, yılmadan dirilmeyi ve inandığını gerçekleştirmeyi aklına koyan ve bunu başaran kişiler işte onlar kendileri için ve toplulukla ilgili yapıyorlarsa o topluluk için Devrim gerçekleştirirler. Direniş Sizi kapamaya çalıştıkları karanlığa karşı durmanın, Size zorla yaptırmak istedikleri ne varsa sizin değil onların yararına olduğunun bilincine varmaya başlamaktır. Farkına vardıkça aydınlanmak ve aydınlandığını görüp sonunda kendi hayatınız için uyanmaktır. Özgür, seni kısıtlayan durumlardan sıyrılmaya söz veren ve o sözünü yerine getirmek için direnen olduğunda direnişin, dirilişi destekler.
Bu Diriliş ve sonrasındaki direniş ve gerçekleşmesi ihtimal devrim toplumsal ayaklanmalara yol açmadan sessiz de olabilir.

"Bir mum diğer mumları yakar "der Mevlana
 
Birey aydınlandıkça bilgisi ve aydınlığı çevresine rehber olur. Yaptıkları, diğerlerininde yapabileceklerine inanmalarını ve yapabilme gücünün ayrımına varmalarını kolaylaştırır. Her kişisel başarı teşvik gördüğü sürece, diğer kişilerinde motive olmasını ve kendileri için dirilip aydınlanmayı seçmelerini sağlar.
 

- Kül olayım Kerem gibi yana yana.

Ben yanmasam,

sen yanmasan,

biz yanmasak,

nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

Nazım Hikmet
Işık olup aydınlanmak ve aydınlandıkça bilginin ve farkındalığının ışığı ile  herkese özgürlüğünün bir hak olduğunu, haklarına sahip çıkılması gerektiğini anlatmak sadece sanatçı, şair ve yazarlar  için değil bu bilince erişebilmiş sade vatandaş içinde bir görevdir. Bu görevin bilinci ile kendi aydınlığını ve bağımsızlık bilincini,egosuna yenilmeden, yalnızca kendi çıkarı için değil, İnsanlığın aydınlanması için kullanabilmelidir. "Birlikten kuvvet doğar"  sözü burada kişisel aydınlanmasını sürdüren kişilerin, kendi çıkarlarını düşünmekle birlikte diğer insanları aydınlatmayı da görev bilmeleri önemlidir.
Günümüz teknoloji dünyasında bilgiye çok daha kolay ulaşılıyor. Her yaştan kişiler bilgisayarı ve interneti doğru kullanabildikleri takdirde, çok fazla insana ulaşabilecekleri gerçeğini unutmamalıdır. Her insan inançlarından doğru bildiğinden kolay kolay vazgeçmek istemese bile, korkunun konforuna sığınmaya çalışsa da bir gün yeni bilginin kendisinin iyiliği için olduğunu anlar ve onu kullanmanın kolay olduğunu farkederse, eskiyi daha çabuk bırakabilir. İşi yokuşa sürmeden, nasıl yapılır, ya olmazsa sözlerine kulak tıkayarak birlik olmak, İnsanlık için iyi olanı yaymak için henüz geç değil.
Gelin birlik olalım, insanlık için iyi olanı, Sevgiden yana olanı kendimiz ve İnsanlık adınaçoğalarak yaymaya devam edelim. 

Işığa doğru uzanan uzun aydınlık yollarasahip olduğunuzun bilincine varabilmek dileğimle..<3

F. HANDAN SENAN