8 Haziran 2013 Cumartesi

DİRENİŞ Mİ? DİRİLİŞMİ?


"Bir mum diğer mumları yakar "
  Mevlana.

Direniş;
Kişilerin haklı olduğuna inandığı konularda  büyük çoğunluğun, bunu isteyip istememesini sorgulamadan,onların ne dediğine değil, kendi bilgisine ve iç sesine güvenerek sonuna kadar o konunun doğruluğunu iddia edebilmek, savunmak ve hiç bir surette o konudaki ısrardan ve o konuyu gerçekleştirmekten vaz geçmemektir. Kişi haklı olduğunu bildiği için, diğer kişilerin kendisini yolundan almasını, adım atmasını engellemesine izin vermezse bu direniş olur. Aile baskısı, öğretmen,  şef, patron, iş arkadaşı, İktidar, yönetim, polis baskısı ile Yaşamın bir çok anında anında karşı karşıya kalınmıştır. Kendisine itaat etmesi, sözlerine itiraz etmesi istenmeyen çocuğu ailesi, öğrenciyi öğretmenleri, memuru şefi, işçiyi patronu, Vatandaşı yöneticileri tarafından sürekli durdurmaya, asimile etmeye çalışır. Kişi çocukluğunda rol model gördüğü ebeveynleri, büyükleri ve karşılaştığı kendisinden büyük ve güçlü gördüğü kişiler ve kurumlar tarafından bir süre sonra hayır diyememeye başlar. Farkında olmadan sindirilme süreci başlar. Sindirilme sürecinin sonunda çaresizliği öğrenir. Çaresizlik ne yazıkki öğrenilir ve öğretilir.
Öğrenilmiş çaresizlik hakkında bilinen iki ayrı öykü  ekliyorum. Birincisi gerçektir.
 

Filleri kullanmak, onların gücünden yararlanmak isteyen kişiler tarafından "Filler daha yavruyken, kalın bir zincirle bacağından bir direğe bağlanır. Önceleri hayvan kaçmaya çalışır ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne zinciri koparabilir ne de direği yerinden oynatabilir. Fil yavrusu ayağında zincirle büyür ve kaçamayacağını kabullenir. Özgürlük kavramını yitirir. İşte bu noktada ayağındaki zincir çözülür ve yerine konulan ince bir halatla birkaç santimetre boyunda tahtadan bir çubuğa bağlanır. Fil, bu koşullarda kolaylıkla kaçabilecek olmasına rağmen olduğu yerde kalır. Çünkü hâlâ var olduğunu sandığı zincirini asla kıramayacağına inanır. Fil büyüyünce ipten kurtarılır. Ama artık o alanın dışına çıkamayacağını öğrenmiştir. "
Bir diğeri ise kurbağa yarışı öyküsüdür. Bu öyküde ise hayatını başkalarının kontrolüne bırakmamak gerektiğini, yapmak ve başarmak istedikleri için kişinin kendi iç sesine ve sadece kendisine inanması gerektiğini anlatır. dışarıdan alınan her akıl,İnsanın gelir ayağına takılır. Çevresindeki insanların fikirlerini ve sözlerini elbette önemsemeliyiz. Körükörüne inanmadan, boyun eğmeden önce ne dediğine neden bahsettiğine dikkat etmeli insan. "Meyveli ağaç taşlanır" diye bir cümle vardır. Hayata geçirmek istediği işler hakkında herkes olumlu olumsuz bir dolu şey söyler. Bazıları kıskanarak, kimileri de yaptığı takdirde yapan ve kendisi için tehlike yaratabileceğine inanarak durmadan engellemeye çalışırlar. İnsan kendi gücünün farkında değilse, buna inanmamışsa başkalarının söylediklerine inanır ve daha başlamadan, adımını atmadan vazgeçer. 

Aşağıdaki öyküde ise kurbağa durumun avantajını diğer kurbağaların olumlu/ olumsuz sözlerini duymaması için kullanır. Bazen hatta her zaman söylenenlere kulaklarımızı tıkamakta fayda vardır. Ancak inandığı sözlerin doğru olduğunu kabul eder İnsan. o nedenle İnançlarımızı sorgulamalı ve neye inandığımızn bilincine varmalıyız. yaşamı boyunca çünkü insan başkalaının doğru bildiğineinanmak zorunda bırakılır. sorgulaması, karşı çıkması suç kabul edilir.
İşte arkadaşlarının sözüne değil kendi iç sesine inana kurbağanın başarı ve azminin öyküsü.
 

 "Bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece su sesler duyulabiliyormuş:

"Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!" Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.

Seyirciler bağırıyorlarmış: "...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.." Sonunda, kurbağaların bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki kuleye çıkan kurbağa sağırmış! "
 

İlk öyküde bebekliğinden itibaren ağaca bağlı yaşayan fil büyüdüğünde kendi gücünün farkına varamadan, o ağaca bağlı yaşaması gerektiğine ve ağaçtan ne yaparsa yapsın kurtulamayacağına inanarak yaşar. Özgür olmasının kendi gücünde olduğunun farkında değildir. ayağını kaldırdığı anda ağaçla birlikte yola koyulabileceğinin farkında bile değildir. Çocuklarımızı yetiştirirken onları din, devlet, öğretmen, anne baba ile korkutarak yetiştirmemeyi öğrenmeli ebeveynler. Korkular insanları sınırlar. Kişiler doğumdan sonra hayatlarının bir çok anında bir çok kişi tarafından uğradıkları bu korkutma ve dayatmalar yüzünden filler gibi ayaklarından  bağlı olduklarını düşünüp, kıyıdan ayrılmayan martılar gibi, hayallerine ulaşamazlar. Gerçekleştirmek istedikleri bir çok düşleri olsa da bunlar çoğu zaman birer hayal olmaktan öteye gidemez.
Bir gün gelir birileri belki bir yazı, belki bir şiir kişiye kendi gücünü hatırlatır. onun kendisi için neler yapabileceğini anlatır. Kişi okuduğunu anlayabildiği ve söyleneni dikkate alabildiği takdirde uyanışı başlıyor demektir.

Diriliş;  Uyanış devam ettiğinde DİRİLİŞ  ve devamında DİRENİŞ başlar. Diriliş başlangıç, Direniş başlattığını devam ettirmek için inat etmektir. Bildiği yoldan diğerlerinin uzaklaştırmak istemesine aldırmadan, yılmadan dirilmeyi ve inandığını gerçekleştirmeyi aklına koyan ve bunu başaran kişiler işte onlar kendileri için ve toplulukla ilgili yapıyorlarsa o topluluk için Devrim gerçekleştirirler. Direniş Sizi kapamaya çalıştıkları karanlığa karşı durmanın, Size zorla yaptırmak istedikleri ne varsa sizin değil onların yararına olduğunun bilincine varmaya başlamaktır. Farkına vardıkça aydınlanmak ve aydınlandığını görüp sonunda kendi hayatınız için uyanmaktır. Özgür, seni kısıtlayan durumlardan sıyrılmaya söz veren ve o sözünü yerine getirmek için direnen olduğunda direnişin, dirilişi destekler.
Bu Diriliş ve sonrasındaki direniş ve gerçekleşmesi ihtimal devrim toplumsal ayaklanmalara yol açmadan sessiz de olabilir.

"Bir mum diğer mumları yakar "der Mevlana
 
Birey aydınlandıkça bilgisi ve aydınlığı çevresine rehber olur. Yaptıkları, diğerlerininde yapabileceklerine inanmalarını ve yapabilme gücünün ayrımına varmalarını kolaylaştırır. Her kişisel başarı teşvik gördüğü sürece, diğer kişilerinde motive olmasını ve kendileri için dirilip aydınlanmayı seçmelerini sağlar.
 

- Kül olayım Kerem gibi yana yana.

Ben yanmasam,

sen yanmasan,

biz yanmasak,

nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

Nazım Hikmet
Işık olup aydınlanmak ve aydınlandıkça bilginin ve farkındalığının ışığı ile  herkese özgürlüğünün bir hak olduğunu, haklarına sahip çıkılması gerektiğini anlatmak sadece sanatçı, şair ve yazarlar  için değil bu bilince erişebilmiş sade vatandaş içinde bir görevdir. Bu görevin bilinci ile kendi aydınlığını ve bağımsızlık bilincini,egosuna yenilmeden, yalnızca kendi çıkarı için değil, İnsanlığın aydınlanması için kullanabilmelidir. "Birlikten kuvvet doğar"  sözü burada kişisel aydınlanmasını sürdüren kişilerin, kendi çıkarlarını düşünmekle birlikte diğer insanları aydınlatmayı da görev bilmeleri önemlidir.
Günümüz teknoloji dünyasında bilgiye çok daha kolay ulaşılıyor. Her yaştan kişiler bilgisayarı ve interneti doğru kullanabildikleri takdirde, çok fazla insana ulaşabilecekleri gerçeğini unutmamalıdır. Her insan inançlarından doğru bildiğinden kolay kolay vazgeçmek istemese bile, korkunun konforuna sığınmaya çalışsa da bir gün yeni bilginin kendisinin iyiliği için olduğunu anlar ve onu kullanmanın kolay olduğunu farkederse, eskiyi daha çabuk bırakabilir. İşi yokuşa sürmeden, nasıl yapılır, ya olmazsa sözlerine kulak tıkayarak birlik olmak, İnsanlık için iyi olanı yaymak için henüz geç değil.
Gelin birlik olalım, insanlık için iyi olanı, Sevgiden yana olanı kendimiz ve İnsanlık adınaçoğalarak yaymaya devam edelim. 

Işığa doğru uzanan uzun aydınlık yollarasahip olduğunuzun bilincine varabilmek dileğimle..<3

F. HANDAN SENAN


28 Mayıs 2013 Salı

RUHUMUZUN İLACI SEVGİ

SEVGİ ŞİFADIR


Kendimiseviyorum.
Kendimi sevdiğim için kendimi seviyorum.
Kendimi çok sevdiğim için kendimi çok seviyorum.

Ben sevgiyim.
Ben sevgi olduğumu biliyorum.
Bildiğime inanmayı seçiyorum.
Ben sevgi olduğumu bilmeyi, inanmayı seçiyorum.
Sevgi olduğuma inandığım için kendimi takdir ediyorum.
Sevgi büyük.
Sevgi güzel.
Sevince hayat güzel.

Ben kendimi sevdikçe herkes beni çok seviyor biliyorum.

Herkes beni sevse de sevmese de ben kendimi seviyorum. 
Ben  herkesi seviyorum.
Sevgi ruhumun acılarını iyileştiriyor.
Sevgiyle iyileşmeyi seçiyorum.
Sevdiğim ne varsa hayatıma kolaylıkla çektiğimin bilincindeyim. 
Olanı, geleni sevgiyle kabul ediyorum ve takdir ediyorum.
Şükürler Olsun..
F. HANDAN SENAN



 



DİLEDİĞİNCE VE NE DİLEDİĞİNİ BİLEREK YAŞA!

 DİLEDİĞİNCE VE NE DİLEDİĞİNİ BİLEREK YAŞA!

Yokluk ve varlık hatta her şey sadece dilimizin ucunda. Dilediğimize Ol dediğimizde olduracağımızın ne kadar farkındayız.
Olmasını istediğinize ne kadar uzak olduğunuzu düşünür, bu düşüncenize ne kadar çok inanırsanız o kadar yaklaşamaz ve uzağında kalırsınız. Dilimizin ucuna gelen ve sürekli terennüm ettiklerimiz, hayatımıza yansıyanlardır. 
Evet yıllarca yaratım gücümüz olmadığına inandırıldık. Yıllarca kişiliğimizi, yeteneklerimizi ortaya çıkarmaya çalışırken bastırıldık. yıllarca korkutulduk ve sonra korkularımızla yaşamayı doğru sandık.

Başkaları varken biz yapamazdık. Onlar güçlüydü,biz güçlü değildik. Biz suçlandık ve suçlandığımız kadar suçlamaya başladık
"Hayat çok kolay, çok keyifli geçiyor" diyenlerin yüzüne küfür ediyorlarmış gibi kızgınlıkla baktık.. Hayattan keyif alanlara, neşeli insanlara, hayatla dalga geçtikleri ve ciddiye almadıklarını düşünüp kızdık, uyarmaya çalıştık.
Kendimizi tanıyamadan, yaptıklarımızın farkında olamadan daha, başkalarını tanıdığımızı iddia ettik. Diğerlerinin yaşamları, yaptıkları ve düşündükleriüzerinde hüküm kurmaya, ahkam kesmeye bayıldık.
 Bazen olanın bitenin farkında olmaya başlayanlarca uyarılmaya çalışılsakta yine suçu başkasına atmak istedik. Çünkü suçlanmaktan korktuk.
"Bize öyle öğretildi." dedik Onların istedikleri gibi davranmazsak sevilmeyeceğimizi ve onaylanmayacağımızı düşündük.
Duvara sıkıştığımızda, yaptıklarımız çoğalarak karşımıza çıkmaya başladığında kaçacak delik aradık. Ama köşeye sıkışmıştık.artık kaçacak tek yerimiz yine kendimizken biz birilerinin bizi anlaması için savaştık, kavga ettik.
Oysa çözüm sevgidir. Oysa çözüm kendini bilmektir. Oysa çözüm kendinle ilgilenip, kendini farketmekte yatar. Kendini tanıyarak yolunu tıkayanın yine kendisi olduğunu anlarsa insan,hayat çok keyifli, sevmek ne kadar güzel, akışta ol! diyenlerin ne demek istediğini de anlama.ya başlamış demektir. 
Akış zannetmelerinden vazgeçmektir. Akış olana bitene kızmak yerine kabul edip, o öyle güzel diyebilmektir. Akış senin gerçekten dilediğine ulaşabileceğin yolu keşfetmek, o yolda olduğunu bilmek, itiraz etmeden, acaba demeden, tereddüt etmeden, ulaşacağına inanmak ve  ulaştığını gördüğünde Çok şükür deyip, akışın mucizelerini takdir ve sevgiyle karşılayabilmektir.
Akış Sevgiyle olur. Akışta endişe yoktur. Akışta acaba yoktur. Akışta direnç ve çekişme olmaz. Akışa karşı gelinmez. Akış halinde iken durulmaz. Aktığın yerin doğru yer olduğuna inanıp teslim olduğunda dilediğin senindir. 
Hayat senindir. Hayatı dilediğin gibi yaşamk senin özgürlüğündür. sınırlarını kaldır. yolunu aç ve engel gibi gördüklerini senin yeterliliğin ve sevginle değiştirebileceğini farket. dilediğince yaşa. Dilediğin gibi yaşa.. Zaten öyle yaşıyorsun. 
O halde ne dilediğini bil ve bilerek yaşa !

F. Handan SENAN

 
 

 


HER DERDE DEVA SONSUZ SINIRSIZ SEVGİ


 HER DERDE DEVA SONSUZ SINIRSIZ SEVGİ


Kendini iyi hisset! Unutma! Bu dünyaya her birimiz duygularımızı farkedip iyileşmeye ve o duygularımızı, inançlarımızı farkedene dek çeşitli olumlu olumsuz deneyimler yaşama geldik. Her birimiz anlarımızı, verdiğimiz anlamlara göre yaşadık. Kimimizi yaralayan konu, olay, diğerimizi etkilemedi veya bizi mutlu eden ne ise,  diğerimizi mutsuz etti.
Önemli olan verdiğin anlamlarn farkına varıp iyileştirmek. İyileşme ve iyileştirme sürecinin başlangıcı önce kendimizi ve sonra birden gelen herkesi ve her yaratılanı severek olacaktır. Sevin, sevilmeyi beklemeden sevin" diyor Allah. Sen de koşulsuz ve karşılıksız sev


F.HANDAN SENAN

27 Mayıs 2013 Pazartesi

YASSAH HEMŞERİM YASSAH

"Derin Denizde yüzmekten, uçağa binmekten korkuyorsa insan, denizin kaldırma gücünü, uçağı uçuran mucizeyi de kendi yaratım gücünü kabul etmediği gibi kabul etmiyor demektir. Denizin kaldırma gücü gibi, uçağın gökyüzünde uçabilmesi gibidir bizim dileğimize ulaşabilmemiz. O kadar kolay, o kadar bilinmez ama o kadar bize ait. Bilinçaltına kayıtlı korkuların, senin olmak istediğin duruma varmanı engelleyecektir. Korktuğun sürece kısıtlanır, kısıtlandığın sürece daha çok korkar, yapmak ve olmak istediklerinden vazgeçersin. Bunu başaramadıkça bahaneler bulur, kendini ve herkesi suçlamaya, sorumluluğu diğerlerinin üzerine atmaya başlarsın. Suçlar vaziyette dolaşmayı öğrendiğinde ise öfke ve hırsla tanışırsın. Çünkü Senin için Onlar ve diğerleri, iyiler ve kötüler vardır artık. Gitgide kendinden bile korkar olursun. Kendinle tanıştığında sevilmeyen, istenmeyen ben e ulaşacağına inanmışsındır. Oysa gerçek Ben sadece sevmeyi ve olanı biteni olduğu gibi kabul etmeyi öngörür.
Sevmek zor gelir. Çünkü sevginin karşılıklı olduğu öğretilmiştir. Anne baba uslu, söz dinleyen, yemeğini yiyen çocuk olursa daha çok sevileceği mesajını vermiştir. Karnesi pekiyi gelirse hediye alacağını öğrenir. Hatta bazen, ispiyoncu ve dedikoducu olduğunda daha çok sevileceği iletisini alır bilmeden, fark etmeden. Sonuçta dedikoducu, çıkarcı, kinci, kavgacı, rekabete doymayan ve kendinden uzaklaşmış bireyler yaratılır. Bu durum rahatsız edicidir. Çocukta ebeveynde nerede yanlış yaptığını sormayı bile aklına getirmez. Tek yanlışı çocuğun kendisini sevmesini öğrenmemesidir. Sevgi korkulan bir duygu olarak yansıtılır hatta. Ülkemizde buluğ çağındaki kızların ve erkeklerin birbirleri ile yan yana yürümeleri bile yanlış anlaşılır. Yasaktır tehlikelidir. Ateş ve barutun yan yana gelmesi ne kadar riskli ise, bir kız ve erkeğin yan yana olması o kadar riskli ve
yasaktır. "
F. HANDAN SENAN


10 Mayıs 2013 Cuma

Yunus Emre derki !

Hiç hata yapmayan insan, hiç bir iş yapmayan insandır.
.... Ve hayattaki en büyük hata, kendisini hatasız sanmaktır. YUNUS EMRE

Minik Çizgi Kahraman Fırat Ne Güzel Demiş?

Minik Çizgi Kahraman Fırat Ne Güzel Demiş?

-Burası Senin mi Oğlum?
Allah' ınki ! :)